Kayıtlar

Ekim, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

KIRMIZI FEDAKAR

Kırmızı kurdelenin iki ucu da fedakar ellere bağlıydı. Sahiplik bildiren halkaları başkalarını memnun etmek isteyen parmaklarına geçirdiler önce. Biri diğerinin gergin,soğuk elini tuttu. Kendi avuç içi kadar olan eli hafifçe yukarı kaldırıp yüzük parmağını buldu. Diğeri titredi. Keza şu an vücudundan daha soğuk olan tek şey parmağına oturmuş olan aksesuardı. Sıra ona gelince daha ürkek bir şekilde uzattı elini. Karşısındaki bunu biliyordu, tahmin ediyordu. Bu yüzden kendi bıraktı avucuna elini. Ardından diğer süs eşyasını yerine ulaştırdılar birlikte. Kopmaz bağlarla bağlandılar birbirlerine bu saatten sonra. Anlamlı,dikkate alınması gereken bir konuşma yapıldı. Ailelerden en kıdemli olan kişi, saçlarındaki her bir beyazın hakkını verdi sözleriyle. 'Mutlu olun.' diye bitirdi.
"Çok mutlu olun çocuklarım. Birbirinizin kıymetini bilin."
Gümüş bir tepsiden makası aldı sonra yan yana duran ellere baktı. İç çekti özlemle. Ne çok kaybedilen vardı.
Ellerini yan yana uzattıla…

ŞİİR GİBİ YAŞAYALIM

Yağmur yeni dinmişti. Hala gök yüzünün kurşuni rengi ve gri bulutlar varlığını sürdürüyordu. Sıra sıra taşların dizildiği yolda biraz daha hızlı yürümeye başladım. Üşüyordum. Paltomun yakalarını biraz daha havaya kaldırıp kafamı içine gömmeye çalıştım. Yerdeki su birikintileri uzun botlarımın arkasına sıçrıyor ve nokta şeklinde lekeler bırakıyordu. Biraz daha yürüyüşün ardından görüş alanıma birkaç tahta masa ve sandalye girdi.
İşte gelmiştim. Ve işte, oradaydı.
Saatime baktım hemen. 15:28. Koşar adımlarla yanına yaklaştım ve karşısına oturdum. Sandalye daha da soğuktu havadan ama umursamadım. Bu umursamazlığın cezasını şiddetli bir karın ağrısıyla çekeceğimi bilsem de şu an en önemsiz şey buydu belki de.
Kısa bir selamlaşmanın ardından ellerimi birbirine birleştirip masanın üstüne koydum. O da sağ elini kaldırıp iki çay söyledi. Daha sonra benim gibi ellerini birleştirip masaya koydu. Ellerimiz arasında neredeyse iki karışlık mesafe vardı. İkimizden biri cesaretli olsa soğuğa karşı k…

RUHUN ÖLÜMÜ

Bazen hayatta kolay olanla gerekli olanı karıştırıyorum. İsteklerimizin bile bize fısıldamayı bıraktığı zamanlarda oluşan o boşluğa çekiliyorum. Tutunacak tek bir yer, daha da fenası benim tutunmaya gram isteğim yok. O an ki esinti o kadar güzel ki. Yere çakıldığımda duyacağım acı ya da geçen zamanda kaçırdığım şeyler umurumda bile değil. Tenimden geçen rüzgara ve saçlarımın uçuşup kapalı göz kapaklarımın üstünde toplanmasına muhtaçmışım gibi, aradığım huzur bundaymış gibi düşüyorum. Umutlar, hayaller, beklentiler... Geleceğe dair herhangi bir şey bile uğramıyor zihnime. Düşmek tek odaklandığım şey. Devamını düşünmeden sanki sonsuza kadar o saniyede takılıp kalacakmış gibi düşmek. Kıyafetlerimin ve saçlarımın havalanması. Rahatsız edici bir huzura bulanmak. Geriye bakıp düşündüğünde pişmanlık uyandıracak saniyeleri heba etmek. Ama bu öyle bir muhtaçlık yapmazsam nefes alamayacakmışım gibi, ölümü ruhumda kucaklayacakmışım gibi hissetmek. Yokluğa duyulan açlık belki de. Hayatta bıkmışlı…